15 Şubat 2013 Cuma

Bugün hava bulutlu, şoförlere ne mutlu.
Bulantının, bulanmışlığın, bıkmışlığın-usanmışlığın çok sevildiği, bir evlat gibi bağra basıldığı yere, Burcu'nun bloğuna hoş geldiniz.
Günlerden cuma, sevinmiş gibi yapalım ama bilmenizi isterim ki günlerin hiç bir anlamı yok.
Yağmurun kırmaya çalıştığı şemsiye cuma gününün kahramanı ilan edilebilir. Metrobüste 2 kişilik yere tek başına sığamayan balık etli ablamız günün sempatik şişmanı olsun. Her gün yürünen ve hiç bir toplu taşımanın kullanılamadığı 3 kilometrelik yol sonucu,oluştuğunu hissettiğim karın kaslarım da kısa günün karı olsun. Aç karınla içildiğinde mükemmel bir haz yaratan kahvemiz günlük alınması gereken mutluluk kaynağımız olsun, daha büyüğü ve anlamlısına şimdilik ulaşılamıyor.

2 Şubat 2013 Cumartesi

Alışmış Kudurmuştan Beterdir

Sanırım ilk yapılması gereken şey odaklanmak. Odaklanamamak büyük bir sorun olabilir. Beyninde her tarafa saçmak istediğin kahrolası güzel fikirlerin olabilir ama ilk yapman gereken şey odaklanmak.

Yapılması gereken ikinci şey de ne yapacağına, gerçekten ne yapmak istediğine doğru bir şekilde karar vermek. Yani kısacası 'doğru' olan seçimi yapmak. Bugün yolda şu rehberlik şirketlerinden birinin reklamını gördüm. Büyük tabelada aynı kızın 3 fotoğrafı yanyanaydı, ilkinde siyah beyaz, asık suratı ikinci fotoğrafta hafif renkleniyor ve hafifçe gülümsemeye başlıyordu. Üçüncü fotoğraf kontrast patlaması yaşıyordu ve kızın suratında bir kez görürseniz hayatınızın sonuna kadar kesinlikle unutmayacağınız bir sırıtma vardı. Altında da koyu harflerle 'Doğru seçimlerdir sizi mutlu eden.' yazıyordu. Kötü reklam, doğru slogan. Sonuç olarak seçimler önemli. Gerçekten...

Doğru seçimi yaptığınıza inanıyorsanız sırada o seçimi şekillendirmek kalıyor. En uzun ve en yorucu olan kısım bence bu. Gerçekten yaratıcılığınızı ve yeteneklerinizi konuşturmanız gereken evre bu çünkü. Ülke olarak çoğu zaman konuşmayı bile bilmeyen insanlarla dolu olduğumuz düşünülürse, yaratıcılık anlamında sıkıntı çekmemeniz bekleniyor hep. Sebebi de beklentinin bu konuda çok düşük olması. İnsanlar sizden her zaman en azını bekler. Siz de çoğu zaman sadece o beklenileni verirsiniz onlara. Şimdi düşününce bunun mantıklı olduğunu görebiliyorum. Düşük beklentilere cevap vermeye alıştırmalısınız insanları ama kendiniz alışmamalısınız. Hiç beklemedikleri bir anda atak yaparak onları şaşırtmalı ve etkilemelisiniz. Ama dikkat edilmesi gereken şey dediğim gibi onları buna alıştırmamak olacaktır. Ünlü deyişi bilirsiniz; Alışmış kudurmuştan beterdir.

Son evredeki başarınız gerçekten en önemli basamağı oluşturuyor. Başarılı ya da başarısız olmanız sonuçlarından yola çıkarak tüm hayatınıza yayılacak bir döngü başlıyor.Bunu bir örümcek ağı gibi düşünebilirsiniz. Saydığım adımlardan birinin yanlış yapılmasından başlayarak yanlış örülmüş bir ağın sonu tahmin edebileceğiniz üzere hüsran oluyor.

Peki şimdi yazımın en başına dönersek, saydığım bu adımlar hangi işi başarmak amacıyla önerilmiştir? Cevap; her işi. Hayatınızda karşınıza çıkacak her engebeli yolda başvurulması gereken adımlar bunlar. En küçük kararı bile alırken insan bin defa düşünmeli. Hayatınızda kelebek etkisi yaratacak şeyin ne olacağını asla bilemezsiniz çünkü. Ağzınızdan çıkacak kelimeler bile hızlı bir değerlendirmeyi hakeder ki daha sonra onların kölesi olmayasınız.


11 Temmuz 2012 Çarşamba

Kaçırdığım her şeye

çok çabuk oluyor her şey,
çabuk bitiyor.
hızla gidiyor tren,
yelkovan hızla takip ediyor akrebi.
teneffüsler çabuk geçiyor,
yemekler hızla yeniyor,
acele sohbetler,
alelacele işler.
çabuk bitiyor film,
bir sonraki seans çabucak geliyor.
çabuk bitiyor sözlerim,
söylüyor ve gitmişler bile.
aklımda şu ya da bu hikaye,
nereye?
hızlı geliyor sindirim,
olmamış gibi ,
hiç yaşanmamış gibi.


Mümkündür

mümkündür tabii 
mümkündür bir pembe yatakta uyanmak sabahlari 
pamuk gibi prenses olup 
pembe filler kovalamak. 
biraz zor ama 
mümkün aslinda 
gözünü çevirdigin her yanda ölü 
uyandirmak ölüleri 
mümkün. 
nasil da agliyor birileri 
güldürmek mümkün 
görüyorum ki durgun kimileri 
döndürmek mümkün. 
düs gibi içinden çikilmaz bir bütün gibi içine karisilmaz 
cahil perilerde tepetaklak 
gerçeginde bir yol var ki 
saptirilmaz 
saptirmak mümkün. 
imkansiza bir adim 
basarmaktan iki adim geri 
bir engebe ki asilmaz. 

22 Nisan 2012 Pazar

Birikenler 22 Nısan

-Hızlı başladığım her şeye uygun hızlı bir son var!

-Yeni olan her şeyi ne kadar çabuk eskittiğimi görünce içimde hala yeni bir şeylere yer olduğunu hissetmek beni mutlu ediyor.

-Anlık karamsarlıklarım,sizi seviyorum.Her şeyi yerle bir etme gücünü sizden alıyorum.

-Aradığım tüm o naif şeyler gözümün önündeyse ve ben onları görmüyorsam tüüü bana!

-Hatalarımın tarihi yalnızlığımın kanıtıymış meğer...

-İçimde kaçabildiğim o ufacık yerin tadını çıkardığım anlar umarım giderek azalmaz...

11 Nisan 2012 Çarşamba

Boşluğun Tanıdık Sessizliği

Ne kadardır susuyorum?
Uzun zaman oldu.
Konuşacak
yani gerçekten konuşacak bir şeyler duymayalı
ne kadar oldu?
ne kadar susma mesafesi uzaktasın ki?
iki insan susarak da anlaşabilir oysa,
sessizliğimiz bile uyuşabilir.

kelimelerin öyle çok ki...
sığdıramıyorsun cümlelere,
köşelerden taşıyor anlayamıyorum.
kısa bir hikaye anlatmak isterken destanlara ulaşıyorum.
takılmak istediğim bu değil,
daha sakince görmek istiyorum dünü,
daha net olmalı.
daha fazla bir şeyler olmalı...

23 Mart 2012 Cuma

özet 23 mart

Yıllardır hissetmediğin bir duyguyla yüzyüze gelmek eski bir dostu selamlamak gibi değil.Kötü bir düşmanın bu kadar yıldır seni hiç yalnız bırakmamış olduğunu kabul etmek gibi.

İnsanları izliyorum,bir kaçı da beni izliyor.Bazısı üzgün,telaşlı,tedirgin,mutsuz.Tüm bu pesimistlikten uzak olanlarsa tam olarak huzurlu değil yine de.Ben de huzurlu değilim. Yaklaşık 2 aydır bir duygu seli içinde yüzüyorum. Bir an gülmekten kırılırken, bir kaç saniye sonra birşeylere içerlenip ağlıyorum. Bu kadar duygu karmaşası yorucu. Tüm bu yorgunluk beni çekilmez yapıyor ama başkalarına değil, kendime. artık kendimi çekemiyorum. kendi yüzüme bakmak istemiyorum bazı sabahlar. aynadakini tanıyamamak değil, en iyi bildiğin şeyin bu kadar kötü olmasından utanmak.